09.01.09
Kendini Anlatan
Zafer Yalçınpınar‘ın 3.’lük kazandığı çalışması ‘Kendini Anlatan’
NERDEN BAKSAK KENDİNİ ANLATIYOR HER ŞEY. (İLHAN BERK)
Ben senin gözlerine dönmek istiyorum. Sonra da… Sonra diye bir şey yoktur. Tarih dışıdır, sonra.
Şeylerin yalnız adı var. Ve: ‘Ad evdir.’(Kim söyledi bunu?) Dün dağlarda dolaştım, evde yoktum. Bir uçurum bize bakmıştı, uçurumun konuştuğu usumda.
(…)
NERDEN BAKSAK KENDİNİ ANLATIYOR HER ŞEY.
Adlar onu izledi. Adlandırılınca, her şey sıkıcı oldu. Sessizlik bozuldu. Büyük sessizlik…
Unutmam her şey dünyanın bir ucundan tutuyordu. Baktım zaman adını alınca tanınmaz oldu.Adını bir türlü usunda tutamıyordu bir kuş. Sıra dağlara geldiğinde adlarını bilmiyordu hiçbiri.
Otlarla konuşmaktan geliyordum. Ölü bir yaprak, adını unutmuş bir sokak, sav dolu bir tümce, suçlu bir ırmak, bir de partal kuş yürüyorduk. Bir atlı karıncaydı yaşamak, onu yürüyorduk.
İlhan Berk
“Dün dağlarda dolaştım, evde yoktum.”, Adam Yayınları, 1993
Gümüşlük Akademisi Dizelerden Objektife Yarışması Duyurusu
Gümüşlük Akademisi Dizelerden Objektife Yarışması Sonuçları
Hayırlı Kısmetler Yokuşu
Geçen hafta İran ve Ürdün’de cereyan eden trajik münakaşalara ucundan dokunmuştum hatırlarsanız; bu yazımda da bu vakalardan yola çıkarak kadının günümüz dünyasındaki konumuna değinmek istiyorum ve siz bana engel olamayacaksınız çünkü dilediğim gibi at koşturuyorum bu köşede. Dilerseniz okumayın! Ama şimdiden söyleyeyim, sonra demedi, demeyin: Söyleyeceklerim, sizlerin ya mecburen, yani kadın olduğunuz için ya da duyarlılığınız sebebiyle ilgili olduğunuz, olmak mecburiyetinde olduğunuz meseleler. Neyse…
İran’da Ahmedinejad üç kadın bakan önerdi kabinesinde. Kıyamet işte ondan sonra koptu. Ahmedinejad’ın kazandığı vukuatlı ve tartışmalı seçimlerin ardından, muhafazakâr duruşundan ödün verir görünmek politikası şeytana pabucunu ters giydirecek türden. Şöyle ki, adı açıklanan kadınların zaten muhafazakâr politikaların şiddetli destekçileri oldukları biliniyor. Sosyal Güvenlik Bakanlığı için Fatemeh Ajorlou’yu, Sağlık Bakanlığı içinse Marzieh Vahid Dastjerdi’yi önerdi Ahmedinejad. Her ikisi de bizde de olduğu üzere kadınlara ‘uygun görülen’ toplumsal rollerin sıkı savunucuları. Hele Ajorlou, karaçarşafın kadının iffetini korumaya yönelik bir gereklilik olduğu iddiasıyla tanınıyor. Peki buna rağmen daha neyi tartışıyor mollalar? ‘Kadının yönetme becerisinin zayıflığını’ İslami ve şeri bakımdan tespitle iştigal halindeler yahut da abesle iştigal halinde. Herhalde bunların anaları değil babaları evi yönetiyor! Ekstradan da sormak ihtiyacı duyuyorum: Bin yıllardır dünyayı yönettiniz de ne oldu?
Sonra Ürdün’de ne oluyor, gelin bir de ona bakalım hemen. Kral, BM Sözleşmesinin kadın özgürlüğüne yönelik 15. maddesine koyduğu çekinceyi kaldırdı. Nedir o? Bu çekince koyulan kısmı, devletlerin erkek ve kadınlara kalacakları veya yaşayacakları yerleri seçme ve serbestçe dolaşma konularında aynı hakları tanıyacağını söylüyor. Var mı böyle bir hakkınız? Hemen radikal dinci liderler karşı çıktılar; kadına bu hakkın verilmesi aile kurumunu ortadan kaldırır, gerekçeleri de. Bakın haberin bu kısmını ibreti alem için doğrudan alıntılıyorum, şöyle diyor: “Yüksek Fetva Kurulu da hükümetin kararına tepki gösterdi. Kurul tarafından yayımlanan yazılı açıklamada, “BM sözleşmesinde şeriata aykırı bütün unsurlar yasaklanmalı. Kadın istediği gibi çalışıp yaşayamaz. Zira bu, şer’i hükümlere dayalı aile kavramını yok eder”” Yaa! Zira nedir? Kadın istediği gibi çalışıp yaşayamaz! İslam’a aykırı kardeşim! Çünkü kadın namus, kadın ana, kadın, fiziken sağlıklı ancak ruhen sapkın (bence elbette, onlara göre üstün ahlâk sahibi) yeni kuşakların tarlası! Aile, kurulu faşizan düzenin devamının en küçük birimi, her bir titen ocak sistemin hücre evleri! Kadının yeri kocasının dizinin dibi. Zannetmeyin ki bir tek İslam’a aykırı. Her dine aykırı! Satanizme bile aykırıdır tahminim o ki; inanç olsun yeter. Kadın hepsinde tehlike, tehdit!
Şimdi kızıyorsunuz bu kafası bulanık, dini çarpıtarak, yamultup eğriltip acayip kalıplara sokarak iktidarları için kullanmayı bin yıllardır âdet edinmiş ahlâksızlara, aferin size ama, sizin bu haklarınız var mı? Siz kullanabiliyor musunuz bu hakları? Kaç kadın bakan var ve kaçı kadınlığının farkında bu memlekette? Kaçınız mesleğinizi elinize alıp, tacizci patronunuzdan, iş arkadaşınızdan veyahut da üzerinizdeki, sırf kadın olarak dünyaya geldiğiniz için size yöneltilen sosyal baskıdan kurtularak, bekâr olduğunuz halde ailenizden ayrı yaşıyorsunuz, yaşamayı hayal edebilirsiniz?
Bu iş böyle! Ha mollalar osura osura ahkâm buyurmuşlar da üstüne amin çekip üç Kulhuvallah bir Elham okumuş üflemişiz ha yüceler yücesi, soylular soylusu Kral çıkıp ben yaptım oldu, demiş: “Padişahım çok yaşa!” diye peşi sıra anırmışız, ha oy verip seçtiğimiz Meclis, yasa üstüne yasa onaylamış…
Ha kapitalizmin dibine vurmuşuz, ha liberalizmin, ha sosyalizmin hatta komünizmin, ha faşizmin türlü çeşitlisinin…
Bunların hepsi hikâye! Bunların hepsi ‘onların’ ya da ‘ötekilerin’ iktidarı ve biz zaten ‘ötekiyiz’ o sistemlerin içinde. Sistem için ehlileştirilmesi, ehilleştirilmesi gereken, kontrolü şart, biricik hemşireler, bacılar, gacılar, analar, çağdaş yahut dini yahut politik rol modelleriyiz. İstikbalin müstakbel kapitalistleri, faşistleri, komünistleri, sosyalistleri, liberalistleri, mollaları, askerleri, tacizcileri, tecavüzcüleri, sistemin biricik evlatlarının analarıyız sadece!
Aklınızı başınıza toplayın! Gün gelecek, dediğime geleceksiniz ve Hayırlı Kısmetler Yokuşu’ndan aşağıya peygamber vitesinde ha şimdi iner, indi, inecek diye bekleştiğiniz, dirsek çürüttüğünüz o beyaz atlı prensin kirli çamaşırlarını yıkayıp asacak, karnını doyuracak, geceleri gönlünü hoş edeceğiniz derdinden, ne okuduğunuz okulun ne devirdiğiniz kütüphanelerin bir manası kalacak. Sonra iki satır kadın hakkı savunmaya kalktığınızda teresin biri küstahça şu soruyu soracak size apış arasını kaşıyarak ve apışıp kalacaksınız öylece: “İyi diyorsun, hoş diyorsun da neden bir büyük kadın şair, yazar, ressam, filozof, matematkçi, bestekâr vesaire… sanatçı yok?”
Asabiyim bu ara vesselam, selametle.
Janset Karavin
30.08.2009
Tenhada Kıstırır, Isırırım
Bugün iki farklı konudan bahsetme ihtimalim var sanıyorum. Birisi, Plütokratik Kapitalizm ya da bize uyarlanmış haliyle Kapitalist Oligarşi üzerine siberpunk distopik bir nazariye ki oldukça eğlenceli olacaktır ama sadece benim için tabii. Diğeriyse, erkeklerin sevişme esnasındaki ütopik süper egosantirik acziyetlerinden kaynaklanan patriarkal toplum işleyişi içinde kadın ve kadına ait her ‘şeyin’ aşağılanmasına bir karşı duruş olarak dişli vajina. Evet, bence de hazır şu günlerde İran’ın kadın bakanları üzerinden kadının yönetmesine ilişkin dini sakıncalar tartışılıyorken komşumuzda ve bir diğer komşumuz sayılabilecek Ürdün’de kadının dilediği yerde yaşama hakkına ilişkin yasal düzenlemeye, kadının yeri kocasının dizinin dibidir gibisinden bir muhalefet şerhi koyan aşırı dinci örgütler haber olurken vajinadan dem vurmak en iyisi.
Nedir bu şimdi, dişlisi nasıl oluyor, diye soranlar için malumat vereyim. “Zor yatağa atılan kadın,” demek değil bir kere. Latince Vagina Dentata olarak kayda geçilmiş bir inanış. Eril histerinin şaşırtıcı hayal gücünün bir ürünü olan bu efsaneye göre, vajinasında dişler olan kadın, cinsel ilişki sırasında penisi bu dişlerle parçalayıp koparır. Mantıklı bir açıklama getirmeye çalışırsak (hakikaten zor ama gene de denemeye değer) zaten cinsel ilişki sonrası, erkeğin ereksiyon gücünü kaybedişi, kadınınsa erkekten aldığı spermlerle beslenerek daha da palazlanması, doğuma uzanan bir sürecin henüz başında oluş hali ve erkeklerin buna içerlemeleri neticesine dayandırabiliriz bunu. Erkek için cinsel ilişki anneye dönüş, teslimiyet demektirse, bu vesileyle diyebiliriz ki Camille Paglia’ya katılarak, “her kadının vajinası dişlidir.” Ek olarak, Freud’un da erkeklerin, cinsiyet tespitinde kendi penislerini ölçü birimi olarak kabul ettiklerini, kadın vajinasınaysa hadım edilmiş penis gözüyle baktıkları tespitinde bulunduğunu not düşelim. Bu kadar ‘felsefenin’ ardından artık işin daha eğlenceli kısmına geçmek farz oldu.
Erkeklerin bilinçaltı kabuslarını temsilen dişli vajina birçok kültürde bulunan efsanelerdendir. Misalse, Amazon Ormanları’nda yaşayan yerliler arasında, Çin kültüründe, Polinezya’da, Amerikan Kızılderilileri efsaneleri doğrudan ya da dolaylı olarak dişli vajinayı hikaye ederler. İslamiyet öncesi Arap kültüründe, bugün hala yansımalırını gördüğümüz kadının yüzünün peçeyle örtülmesi geleneği, vajina ile insan ağzı arasındaki benzerliktir ve erkeklerin tahrik olmaması için kadın örtülmüştür elbette, bugün de olduğu gibi. Hıristiyanlığa gelince… Vatikan belgelerinde Orta Çağ’da cadıların, uzun ve keskin dişlerle donanmış vajinaları olduğuna dair çizimlere ve şahitliklere rastlamak mümkündür.
Kadına karşı şiddet suçlarının artış gösterdiği İtalya, Almanya, Danimarka gibi ülkelerde kimi ‘aktivist’ (ya da anarşist acak kanımca tartışmalı bir anarşi bu) kadınların, Vagina Dentata Gang adı ltında örgütlendiklerinden haberdar mıydınız? Peşine düşüp yakaladıkları tecavüzcüleri, kendi elleriyle cezalandırarak özellikle tecavüz suçlarında ciddi düşüş sağayan bu çetelerin kahraman ilan ettikleri isimler de ilginç üstelik. Emma Goldman mesela ya da Angela Davis hatta anımsarsınız belki, kendisine tecavüz ettiği gerekçesiyle kocasının penisini kesen Lorena Bobbit ve gene kocası dahil kendisine tecavüz eden on bir erkeği öldürüp Hindistan Parlamentosu’na girmeyi başaran Phoolan Devi. Peki bizim anarşistlerimiz kimi kahraman ilan edebilirler, diye düşünmekten alamıyorum kendimi ama Vajinal Kurtuluş Savaşı başlatan bu anarşistlerin eylemleri onaylanamaz demek de oldukça güç, hukuğumuzun kadına karşı şiddet suçları karşısındaki tutumu nedeniyle.
Geçtiğimiz haftalarda Taksim’de yapılan bir eylemden bahsetmiştim. Hani şu, sağa sola bu sokakta tecavüzcü var, yazılı çıkartmaların yapıştırıldığı eylem. Doğrusu ben artık, aktivistlerden, benzerlerinin eylemleri iyi sonuçlar vermiş, (tabii bu görüş de göreceli; yakalanan bir tecavüzcüyseniz vay halinize!) anarşist Dişli Vajina Çeteleri’yle beraber, hukuğumuzun bu suçlara ilişkin çaresizliği karşısında, tecavüze uğrayan kadınların hakim amcaların huzurunda, ‘onlar bana değil, ben onlara tecavüz ettim efendim,’ şeklinde, çocuk tetikçiler gibi suçu üstlenme çaresizliklerine de şahit olmayı bekliyorum. Ne acı!
Unutmadan, bir de ifİstanbul kapsamında da gösterime girmiş bir film var Teeth (Dişler) adında, konuyla ilgili bir karamizah denebilir.
Janset Karavin
23.08.2009